Güzel insanlar tv

KIRMIZI ODA İNCELEME. BOL BOL SPOI VAR ONA GÖRE OKUYUN

2020.09.29 18:07 yuzenpipi KIRMIZI ODA İNCELEME. BOL BOL SPOI VAR ONA GÖRE OKUYUN

NOT : Ben yuzenpipi ve öncelikle yazıya başlamadan belirtmeliyim ki ben bir film/dizi yorumlayıcısı/analizcisi değilim ve yazdığım yazıda farketmeden spoi vermiş olabilirim ondan dolayı bunu göze alarak okuyunuz.
Yazıma başlamadan önce Türk dizi kültürüne ufak bir eleştiriyle başlayacağım.
Biliyorsunuz ki Türk dizi sektörü (şahsen ben izlemiyordum ama illaki denk geldim) iğrenç komedi içerikleri barındıran prodüksiyondan yoksun sanki 5. sınıfa giden bir çocuğun yazdığı senaryo ve metinden ilerleyen garip bir kazanç sektörüne dönüştü. Zengin çocuk ve muhafazakar aile / aptal aşiretler ve yasak aşk temalarından öte gidemiyor çok uzun süredir ha bi de MAFYA dizisi diye hitap ettikleri 3 5 yaşındaki çocukların izleyip izleyip psikolojisini bozan aptal dizileri de atlamazsak olmaz. Şu anki dizilerde gözlemlediğim ve reklamlarında olsun denk geldiğim ya da sosyal medyada bile alay konusu olan içeriklerinden bahsedecek olursak: Aile içi şiddet genelde çocuğa karşı ya da kadına karşı olarak işleniyor. Yasak aşk ve muhtemelen bunun da bir meyvesi. Sürekli silah çatışmaları aralıksız insan ölümleri. Bu tip olaylarda %99 ihtimalle polisin ve diğer kolluk kuvvetlerinin sessiz kalması (arka sokaklar felan izlemiyorsanız böyle oluyor genelde). Çok zengin bir çocuk ve muhtemelen çocuğun aşık olduğu güzel ama fakirlikten ağzı kokan bir kız aşkı (kızın %75 ihtimalle annesi ölmüş ve aptal bir babası/abisi var asla medeni insanlar olmuyorlar). Kendilerini "komik" sıfatına sokan iğrenç bel altı ve asla bırak yüz güldürmeyi bu ne amk dediğiniz espiriler. He bi de sanki mermi hilesi yazmışcasına asla bitmeyen şarjörler de işin içine girdiğinde ortaya Türk dizi kültürü çıkıyor. He bi de uzun bakışmalar "hint filmi" diye hitap ettiğimiz kültür bizim sinema sektörümüze de uğramış bulunmakta. Ben pek dizi izleyen birisi değilim hatta neredeyse izlemem hiç vaktim olmuyor pek ama arada ufak kaçamaklar yapıyorum. Bu arada daha demin değindiğim ve "vakit kaybı" diye hitap ettiğim dizilere asla vakit ayırmıyorum izleyenlerden duyduğum bilgiler ve 1 2 fragman izleyerek bazısının da özetini ne anlatmak istediğini okuyarak bu bilgilere vardım. Bana göre iğrenç sadece kar amacı güden ve prodüksiyondan uzak sıkıcı iğrenç dialoglarla dolu olan en ufak bir merak uyandırmayan ve bırakın 1 dakika sonrayı dizinin finalini tahmin edebileceğiniz basit hiçbirşeye benzemeyen bazı insanların deyimiyle "toplum ahlakını kötü etkileyen" sığ ve niteliksiz dizilerle dolu Türk televizyon ekranı. Unutmayın ben bir dizi analizcisi değilim sadece kendi yorumlarım bunlar yanlışı doğrusu olabilir hatta size göre tamamen yanlış olabilir bu benim kişisel düşüncem.
NOT 2 : Öncelikle dizinin şu an yayınlanmış 4 bölümü var ve bu bölümlerin tamamını izlediğimi belirtmem lazım. Ve toplamda 5 fragmanı var. Bildiğim kadarıyla TV8'de yayınlanıyor ama youtubeden izlemek daha iyi geliyor. Araya reklamlar girmiyor ve tuvalet çay doldurma su alma gibi molalar verebiliyorum durdurma imkanım var kısaca.
Şimdi yazıya geçelim,
Öncelikle sürekli Netflix'ten dizi izleyen isnanlar için "Kırmızı Oda" dizisinin bir bölümü nerdeyse içeriği sığ, eşcinsellik, black lives matter, ve bilimum herkesin bildiği sığ toplumsal mesajlarla dolu olan ve kötü oyunculukların master yaptığu bir Netflix dizisinin neredeyse bir sezonu uzunluğunda. Çoğu netflix dizisinin kötü oyunculuklarla dolu olması sürekli bir çok cinsiyet ya da eşcinsellik gibi temalarla dolu olmasına anlam veremediğim gibi hoşuma da gitmiyor. İzlediğim en ufak bir Netflix dizisi ya da filminde bile bir eşcinsel karakter görüyorum ya da sex içerikli oluyor. Komiklikten en ufak pay almamış sığ bir mizah anlayışıyla dolu olduklarını söylemezsem olmaz. Bu yüzden animasyon diye hitap ettiğim ve "rick and morty" gibi biraz daha adult kaçan dizileri filmleri izlemeyi seviyorum. Sebebi de çok bariz yukarıda ve aşağıda da defalarca kez belirttiğim oyunculuk hataları. İzlediğim animasyon dizi/film'lerinde neredeyse hiç kötü seslendirme ile karşılaşmadım ve keyif alarak izledim. Bilgisayar ortamında oluşturulan karakterlede olabilecek az kusur vardı ve bunları daha rahat kabullediğimden izleme açısından keyif alıyorum. Ama insanların oynadığı düşük bütçeli ergen dizileri de midemin içindekilerinin ekrana çıkmasını sağlıyor. Her dizi filmde sex ve eşcinsellik olmasın lütfen ben bazen "saf komedi" veya saf aksiyon ("bulletrain") olsun istiyorum ama kıçından başından biyerlerden 2 erkeği ya da 2 kadını bir şekilde seviştiriyorlar anlamıyorum bu politikayı. Her neyse artık yazımıza geçelim.
NOT 3 : Biliyorum hala diziyi anlatmaya bile geçemedim ama bana şu şekilde yaklaşmayın. Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun diyeceksiniz. Herkesin kriterleri vardır ve ben biraz daha katı davranıyorum çoğu zaman acımasız davrandığım da söylenebilir. "Kırmızı Oda" dizisi çok mu iyi derseniz hayır değil ama son dönemde bırakın TV'yi diğer platformlarda bile karşılaştığım çoğu diziye açık ara fark atarak galip geleceğini söylemem gerekiyor. Oyunculuk kusurları benim gözüme çok batar ve bundan dolayı onlarca diziyi 1 2 bölüm izledikten sonra kenara bırakırım. Yine "bağzı" arkadaşlar diyebilir ki "çık sen oyna o zaman amk" ben kendi oyunculuğum hakkında bişey demedim. "Kötü" diye hitap ettiğim oyuncuların o rolü benden bin kat daha iyi oynadıklarına ve oynayacaklarına eminim. Ama vakit ve çoğu zaman para ayırdığınız bu tip şeylerin iyi olmasını olabilecek en üstün başarıyı görmek istersiniz. Ben de öyle birisiyim ve bir tık da bu konuda katı olduğumu söyleyebilirim. Yine diyeceksiniz ki "Kırmızı Oda" dizisinde hiç mi kötü oyunculuk yok? Şunu diyeceğim ki ben şu güne kadar izlediğim hiç bir filmde dizide kusursuz oyunculukla dolu bir yapıt görmedim ama bazı film dizilerde bunlar çok göze çarpmaz bazısındaysa gözleri kör eder yanakları al al yapar "bu ne ya?" dersiniz.
Bu bir "Kırmızı Oda" dizisi övme yazısı değildir
Ana oyuncular :
Binnur Kaya - Doktor Hanım Tülin Özen - Doktor Piraye Burak Sevinç - Doktor Deniz Meriç Aral - Doktor Ayşe Halit Özgür Sarı - Klinik Müdürü Murat
Yardımcı oyuncular :
Gülçin Kültür Şahin - Sekreter Tuna Sezin Bozacı - Kafe Görevlisi Aynur Baran Can Eraslan - Çaycı Hüseyin
(Burda da çaycı Hüseyin olması başta biraz komik gelmişti ama güzel rol yapan bir kişiyiyi seçmişler)
Konuk oyuncular (Psikolojik rahatsızlıkları olan insanları canlandıran oyuncular)
Emre Kınay (5-) Hakan Meriçliler (5-) Melisa Sözen - Alya (2-) Evrim Alasya - Meliha (1-) Salih Bademci - Mehmet (1-4) Hande Doğandemir - Nesrin (1-4)
NOT: Yanlarındaki sayılar hangi bölümler arasında oldukları ya da hangi bölümlerde oynayacakları anlamlarına geliyor
  1. NOT : İzlemeyi düşünenler ya da izleyenler için Salih Bademci ve Hande Doğandemir yani Mehmet ve Nesrin ismindeki oyuncuların 4. bölümden sonra var olacaklarından emin değilim ama galiba onların işleri bitti.
Oyuncu incelemesi:
Normalde ana oyunculardan başlanır ama benim başra Alya (Melisa Sözen) oyuncusuyla başlamak istiyorum çünkü mükemmel oynamış rolünü. Bağzı yerlerde (spoi geliyor) ruh hastalığını "Batman Dark Knight" filmindeki "Joker" (Heath Ledger)'den bile daha iyi oynadığını düşünmeye başladım. Duygu değişimlerini çok iyi yakalıyor bakışları hareketleri mükemmel oynamış. Umarım gelecekte de rol alacağı film/dizilerde de bu başarıyı elde eder. Gerçekten tebrik ediyorum kendisini.
Baş psikoloğumuz herkesin "Doktor hanım", "Doktorum" (Binnur Kaya) diye hitap ettiği oyuncumuz. İsminden tam emin değilim duyduğumu da hatırlamıyorum internetten baktım orda da doktor hanım yazıyor. Her neyse izlemek isterseniz ismi geçiyorsa öğrenirsiniz ismi o kadar da önemli değil. Binnur Kaya bir çok film/dizide oynadığımız çoğumuzun komedi dalında tanıdığı bir isim. Oyunculuğu ile dikkat çeken ve kaliteli işler başaran bir kişi umarım başarılarını devam ettirir. Dizide aşırı akıcı konuşmasıyla ve iç sesinin de kimi zaman devreye girmesiyle birlikte gayet kaliteli bir oyunculuk yakalamış. Diksiyonuyla ve değindiği konularla bazen "Lan bu kadın acaba gerçek hayatta da mı bir psikolog" diyebileceğiniz bir isim. Gayet şık kıyafetler de giyindirerek ve müthiş bir çalışma ortamıyla da desteklendirilerek çok kaliteli yaptığı "Psikolog" rolünü de yapımcı ekip çok iyi pekiştirmiş. Dizide her doktor farklı alanla ilgileniyor. Doktor hanım ya da gerçek ismiyle Binnur Kaya daha çok yetişkin insanlarla ilgileniyor.
Doktor Deniz diye hitap edilen Burak Sevinç adlı oyuncunun canlandırdığı psikolog "çocuk psikoloğu" diye de anılan bölümde hizmet veren kişiyi canlandırıyor. Şu an 4 bölüm yayınlandığı için bu bölümlerde pek gözükmese de sadece 1 hastayla olan konuşmasını ve yaşanan olayları görebildik 4. bölümde. Gayet kaliteli bir oyunculuk yapmasının yanında elleriyle de yaptığı tahtadan maket figürlerle de öne çıkarılmış bir karakter. Şık giyindiği ve mimiklerini iyi kullandığı için puanım Burağa 10 üzerinden 8. 2 puan nerden kırdın diye sorarsanız adamı dizide görmediğim için. Ama konuştuğu yerlerde de gayet iyi oynadığını söyleyebilirim.
Diğer doktorlar hakkında yorum yapamayacağım dizinin daha başlarında olunduğundan çok az konuşmaları var ama gayet iyi oynadıkları aşikar.
Gelelim yardımcı oyuncuları eleştirmeye,
Herkesin "Sekreter Tuna" diye seslendiği Gülçin Kültür Şahin'in rolü üstlendiği ve kliniğin sekreteri olan kişi. Çok baskın bir karakter olmamasına karşın eğlenceli dizinin depresif havasını az da olsa kıran ve "Doktor Hanım" kişisinin de önceden yakın arkadaşı diye belirtilen oyuncu. Sık sık odalara kahve götürmesi ve gelen hastalarla yukarı çıkıp kayıt döküm defterine yazı yazarken olan sahneler dışında görülmeyen bir karakter.
"Kafe görevlisi Aynur" rolünü canlandıran Sezin Bozacı, pek değil neredeyse hiç baskın olmayan bir karakter. Kafe görevlisi rolünden de anlayacağınız üzere kliniğin kafesinde çalışan kişi rolünü üstlenmiş durumda dizi başından beri 2 3 dk ekrana yansıtıldığını düşünüyorum ve bu karakteri atlıyorum.
"Çaycı Hüseyin" rolüyle ekrana gelen Baran Can Eraslan. Bildiğimiz Çaycı Hüseyin değil. Kekeme bir çocuk. Çay kahve felan yapıyor işte bi extrası yok. İyi oynamış rolünü ama birisinin çocuğa kekeme konuşmanın sadece takılarak ve kelimelerin baş harflerini uzatarak olmadığını söylemesi lazım.
Şimdi konuk oyunculara gelelim,
NOT : BURADA SPOİ OLABİLİR ONDAN DOLAYI BURAYI OKUMADAN GEÇMENİZİ TAVSİYE EDERİM. BEN YİNE DE SPOİ OLAN KISIMLARA SPOİ GELİYOR YAZACAĞIM.
NOT 2 : KARAKTERLERİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ DA OKUYUN
Emre Kınay ve Hakan Meriçliler kişileri daha sadece fragmanda gösterildiğinden bunların rollerini bilmiyorum.
Melisa Sözen'in canlandırdığı "Alya" karakteri. Kısaca bahsetmek gerekirse,
(SPOİ VAR ATLA BURAYI)
Çok zeki bir kız, okuduğu bölümü 1.likle bitiren hali vakti gayet yerinde olan ailesinden sevgi görmemiş annesi ve babasını 3 4 sene önce kaybetmiş bir kız. Küçükken büyüdüğü "köşk" te dışlandığından psikolojik sorunları var. Aynalardan nefret ediyor ve dokunsanız ağlayacak gibi. Çocukken görmediği sevgi onu kitap okumaya itmiş ve konuşma problemi var akıcı konuşamıyor ve 4 yaşındaki kız çocuğundan farksız. Çok zengin olmasına rağmen bir evsiz gibi giyiniyor çocukluğunda takılı kalmış bir kişilik bozukluğu var.
(SPOİ BİTTİ)
Akıl hastası gibi davrandığı yerlerde gerçekten kaliteli bir oyunculuk gösterdiğini söylemeliyim. Yukarıda spoi diye belirttiğim kısmı 4. bölümün ilk yarısında öğreniyorsunuz.
"Meliha" isimli karakterin canlandırılmasında rol alan Evrim Alasya. Kadın rolünü gayet layığıyla yapan çok sıkıntı çekmesine rağmen zorluklara hala göğüs geren "Güçlü Kadın" tabirine tam olarak uyan kişi rolünü çok iyi oynamış. (Saçlarını da kısa kestirmiş gerçek bir güçlü kadın işte)
(SPOI ALERT)
Öncelikle dizinin kötü bulduğum yönünde de belirteceğim gibi Meliha karakterinin hikayesi aşırı abartılmış. 5. boyut filmine dönen hikayesinde aşırı derecede hüzün ve acı geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse babası annesini zamanında bir pavyondan ya da genelevden kaçırıyor babası ve annesi birbirlerine aşırı aşık olmalarına karşın 6 tane de çocuk yapıyorlar. İşin özeti meliha 6 kardeş büyüyorlar. Ama annesi ve babası birbirleri dışında kimseyle ilgilenmediği için bu çocuklar kendi başlarına düşe kalka büyüyorlar. Melihanın annesinin Pavyondan ya da Genelevden gelmesinden dolayı peşinden adamların gelme ihtimaline karşın dağın başında bir yere yerleşiyorlar babası ve annesi önceden. Gün geliyor ve pavyon /genelev sahipleri gelip bunların babalarını vuruyor ve en büyük kız kardeşi alıp götürüyorlar. Daha sonra polisler getiriyor kızı ama 5 gün boyunca 15 16 yaşındaki kıza tecavüz ediyorlar dizi gereği (böyle bir sahne yok tabii ki de) her neyse gel zaman git zaman yine anne aklını kaçırıyor felan derken geçinmek için yine anne orospu oluyor köyün erkekleriyle para karşılığı yatıyor. Anne aklını aşırı kaçırdığından olsa gerek gün geliyor yatağa düşüyor ve ölüyor. 2 erkek 4 kız kardeş ortada kalıyorlar. Anneyi de gömecek kimse olmadığından anneyi bu 6 kardeş en büyüğü tahminimce 16 17 yaşlarında en küçüğü de 3 yaşlarında olmak üzere. Bu arada en büyüğün bi küçüğü de 9 10 yaşlarında falan. Bi gariplil var orada. Neyse kardeşler alıyorlar kazmayı küreği anneyi gömüyorlar. Daha sonra büyük kız İstanbul'a kaçmak için ailecek, köyün erkekleriyle para karşılığı yatmaya başlıyor. Günler geçiyor para birikiyor derken İstanbul yolculuğu gerçekleşiyor. Büyük kız geneleve işe giriyor küçükleri de bir eve yerleştiriyor. Meliha dediğimiz kişi de genelevde çalışan kişinin bir ufağı. Meliha artık evin annesi rolünü üstleniyor 11 12 yaşındaki çocuk. Ablaları bunlara para yolluyor öyle hayatta kalıyorlar 3 5 yaşlarındaki ufak erkek çocukları marangoza işe giriyor o şekilde çocukluklarını geçiriyorlar. Gün geliyor ablalarını aradıklarında ablalarının 7 yerinden bıçaklandığını ve bu şekilde öldüğünü öğreniyorlar. Herkes perişan felan derken çocuklar çalışmaya başlıyor. Kızlar terzide oğlanlar da marangozda. Bu şekilde geçim sağlanıyor. Sonra herkes evleniyor derken meliha ev sahibiyle mecburi bir evlilik yapıyor. Adam Meliha'yı sürekli dövüyor derken 2 tane çocuğu oluyor Meliha'nın. Daha sonra evde bir yangın çıkıyor Meliha'nın büyük çocuğu yangında hayatını kaybediyor. Meliha'nın bilinen hikayesi bu.
(SPOI ENDS)
Meliha kaliteli bir işlenmiş bir karakter ve çok derin bir karakter. Dizide en çok göreceğiniz kısım Meliha karakterinin olacak.
Salih Bademci ve Hande Doğandemir'in canlandırdığı "Mehmet ve Nesrin" çifti. Bu ikilinin 2 tane de çocukları var. İlginç bir aile zenginler ama sorunları var. Açıkcası özellikle Salih Bademci çok iyi bir oyunculuk sergilemiş çok beğendim.
(SPOI ALERT)
Şimdi başlayalım karakterleri özetlemeye. Nesrin kişisinin pek bir geçmişini göremediğimizden sadece şu anını anlatacağım. Mehmet aşırı kıskanç psikolojik sorunları olan herşeyi şiddetle kavgayla çözen birisi. Nesrin dayak yiyen eş ve çocuklar da şiddet görüyor. Nesrin psikoloğa ayrılmak istediğini söyleyerek gidiyor. Mehmet kadını senelerce dövmüş.
Mehmet'in hikayesi de şu şekilde, çocukluğunda sürekli babasından dayak yiyen bir çocuk. Tüm ailesinden özellikle de babasından sürekli şiddet gören neredeyse her gün dayak yiyen ve bilimum bir çok sebepten ötürü dayak yiyen bir çocuk. En çok dayak yeme nedeniyse cılız ve hasta olması. Çocukluğu tramvatik geçerken ailesi abisini seviyor abisini asla dövmüyor ama diğerleri sürekli Mehmet'e fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyor. Gün geliyor askere gidiyor ve askerde de ne bir ziyaret ediliyor ne bir mektup telefon derken Mehmet aşırı sinirli eve geliyor ve ortalığın tabiri caizde amına koyuyor. Ardından ailesi bunu sinirli halde görünce Mehmet'i adam yerine koyuyor ve mehmetin her konudaki çözüm yolu şiddet oluyor. Çocuğunu da cılız diye döven Mehmet'in hikayesi galiba 4. bölümde bitiyor.
(SPOI ENDS)
Kaliteli oyunculuklar çıkarmışlar oyuncu da işini layığıyla yapmış ben beğendim.
Oyunculardan bahsetme kısmı bitti şimdi biraz da teknik detaylara geçeyim.
Dizinin ana konusu psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ve psikoloji danışmanlarının aralarında geçen muhabbeti anlatıyor desek doğru olur. Bölüm sürelerinin çok uzun olduğunu söylemek gerekiyor, oralama 150dk diyebiliriz. Ondan dolayı çayınızı kahvenizi çerezinizi ve peçetenizi alıp ekran başına geçin. Sulu gözlü ya da hassas kalpliler için pek tavsiye etmediğim bir dizi. Çünkü çoğu yerinde gözlerinizi doldurabilecek sahneler var ve bu sahneler esnasında çalan müzikler ve yapılan oyunculuklar tek kelime ile ifade edilirse "MUHTEŞEM" bir Türk dizisi beni bu kadar duygulandırıp gözlerimden yaş düşme eşiğine getirmemişti. Dizinin en çok sevdiğim yerlerinden birisi de 2 tane aptal insanın aşkından ve arasında geçen kimsenin ilgilenmediği ilişkilerinden daha ve umarım hiçbir zaman bahsetmiyor oluşu. Dizinin daha teknik detaylarını merak eden arkadaşlar için kısa özet şu şekilde olacaktır:
Tür : Dram Psikolojik
Uyarlama Madalyonun İçi –Gülseren Budayıcıoğlu
Senarist : Banu Kiremitçi Bozkurt
Yönetmen : Cem Karcı
Başrol : Binnur Kaya Tülin Özen Burak Sevinç Meriç Aral Halit Özgür Sarı
Besteci : Fırat Yükselir
NOT: Dizinin bir kitap uyarlaması olduğunu bilmeyen arkadaşlar da yukarıda belirttim hangi kitap olduğunu.
Şimdi bence dizinin "+" ve "-" yönlerini kısaca ele almalıyım ve yazımı bitirmeliyim.
NOT : Dizi daha 4 bölümlük olduğu için çok +'sı az -' si olacaktır. Sebebi gayet basit, seyirci toplamak için çok kaliteli iş çıkarmaya çalışacaklar diye düşünüyorum ama bu başarının da her daim sürmesini istiyorum.
Dizide 2 aptalın aşkı anlatılmıyor. Daha çok toplumsal olaylara değindiğinden yaş kısıtlamasının üzerindeki herkes izlemeli bence. Psikoloğundan kahvedeki amcasına kadar herkes için ders niteliği taşıyan bazı yerleri var anlayıp yakalamasını bilene. Dizi sade yapılmış sürekli saçma sapan mekanlarda geçmiyor 1 2 tane farklı mekan dışında neredeyse hep klinikte ve kişilerin anlattıkları olayların gerçekleştiği yerlerde geçiyor. Bu da akılda kalıcılığı arttırıp " bu kimdi şimdi " ya da " bura nere" sorularıyla karşılaştırmıyor. İşi uzatmıyor uzun uzadıya bakışma sahneleriyle dolu değil dizi. Her saniyesi dolu dolu geçiyor. Ben duygusal şeyler izlemeyi sevmem ama güzel duygulandırıyor insanı burasını da iyi buldum. Oyunculuklar çok güzel olmuş sırıtan kimseyi görmedim daha hatta bazı yerlerde çok çok üst düzey işler ortaya çıkarılmış. Bir Türk yapımından beklemediğim bir iş ortaya serilmiş. Prodüktörler de kaliteli işler çıkarmışlar geçişler eski dönemde yaşanan yerledeki kıyafetler dizaynlar felan ince düşünülmüş güzel eklenmiş şeyler olmuş hep bunu da beğendim.
Eksi yönlerine geçeyim.
Notta da belirttim daha 4 bölüm olduğundan çok fazla eksi yönü yok dizinin ama 1 2 noktası var sıkıntılı olan.
Bazı yerler aşırı abartılmış Özellikle Melihanın hayatı. 5 tane 10 yaşlarında çocuğa ev veriliyor okula gitmiyorlar falan çok abartı bir hikaye olmuş. Melihanın kaliteli bir rol yapmasına karşın sürekli "Doktorum" demesi beni ara ara irite etmedi değil. Aynı şekilde Alya'nın da hikayesi bi tık abartıydı bunu ama kişilerin üstün oyunculukları kapatıyor diyebilirim sıkıntıları. Onun dışında psikolog sarılmıyor abi sarılsan bazıları icin herşey düzelecek sarıl be ablam artık izlerken benim sarılasım geldi Alyaya neyse bunları da hoş karşılayıp incelememi bitiriyorum.
Dizinin ilk 4 bölümüne 9/10 veriyorum.
NOT: ARKADAŞLAR BEN BİR ELEŞTİRMEN DEĞİLİM ONA GÖRE ATIP TUTUN VE TÜRK DİZİLERİNE KIYASLA YAPTIM YORUMLARIMI
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.24 03:07 fragmanlife show tvnin fenomen programi ekrana donuyor hangi unlu oyuncu sunacak

Çocukların hünerlerini sergilediği keyifli ve eğlenceli o program, gelen yoğun talep üzerine yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Çocukların hünerlerini sergilediği keyifli ve eğlenceli o program, gelen yoğun talep üzerine yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Yıllar önce güzel sunucu Evrim Akın'ın sunduğu yarışma programı yenilenen stüdyosu, değişen sunucusuyla ve dikkat çeken formatıyla Show Tv ekranlarında başlamak için gün sayıyor. İzleyici bir zamanların fenomen programını ve hangi ünlü oyuncunun sunacağını merak ediyor. Şimdi detaylar
Show TV'nin fenomen programı ekrana dönüyor! Hangi ünlü oyuncu sunacak? Çocukların sorulan sorulara esprili ve hayal dünyalarındaki gerçekleri ile cevaplar vererek izleyicilere keyifli anlar yaşatan Çocuktan Al Haberi yeniden başlıyor. Her bölümde 9 çocuk ve 3 yarışmacının yer aldığı Çocuktan Al Haberi’nin yeni sunucusu Doğa Rutkay olarak belirlendi. Miniklerin koca koca insanlar gibi cevaplar verdiği, verdikleri ya da veremedikleri cevaplarla hem eğlendiren hem de güldüren "Çocuktan Al Haberi" programı hafta sonları Show Tv’de ekrana gelecek. Usta sunucu Doğa Rutkay’ın eğlenceli sunumuyla Çocuktan Al Haberi yakında Show TV'de!
Doğa Rutkay Kimdir? 1978 yılı Ankara doğumlu oyuncu, . İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Ünlü tiyatro oyuncusu Rutkay Aziz'in kızı olan Doğa, oyunculuk kariyerine “Çiçeği Büyütmek” filmi ile adım attı. Mehmet Ali Erbil ile oynadığı Aşkım Aşkım adlı dizisiyle yıldızı parladı. Kanaltürk adlı televizyon kanalında "Doğayla Gece Yarısı" isimli söyleşi programı ile sunuculuk kariyerine başladı. Kendisi gibi televizyoncu Kerimcan Kamal'la evlidir. Hayranları onu en çok "Güldür Güldür" adlı televizyon şovuyla sevdi. Canlitv olarak biz de Doğa Rutkay’a yeni programında başarılar diliyoruz.
Rol aldığı yapımlar: 2013 - Ölü ya da Diri (Sinema)
2013 - Güldür Güldür (Tv Show dizisi)
2012 - Süpertürk (Sinema)
2012 - Patlak Sokaklar: Gerzomat (Sinema)
2010 - Pak Panter (Sinema)
2009 - Kandıramazsın Beni (Dizi)
2008 - Aşkım Aşkım (Dizi)
2007 - Şölen (Dizi)
2007 - Bayrampaşa : Ben Fazla Kalmayacağım (Sinema)
2006 - Bir İhtimal Daha Var (Sinema)
2006 - Avrupa Yakası (Dizi)
2005 - Gen (Sinema)
2004 - Halk Düşmanı (Dizi)
2004 - Şans Kapıyı Kırınca (Sinema)
2002 - Pembe Patikler (Dizi)
2001 - Dedem, Gofret ve Ben (Dizi)
1998 - Günaydın İstanbul Kardeş (Dizi)
1998 - Çiçeği Büyütmek (Dizi)
1998 - Cumhuriyet (Sinema)
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.07.26 15:34 ugur5178 efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by ugur5178 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.16 23:56 flozenlol güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)

Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by flozenlol to KGBTR [link] [comments]


2020.07.14 04:18 yagizs Yeni kalktım günaydın. Şimdi düşünsenize.....

Elimi yüzümü yıkadım. Rahat bir uyku uyumuşum. Uyandığım için de çok mutluyum çünkü hayatı ve yaşamayi seviyorum. Çünkü ülkemde kişi başı gelir yüksek. Ülkemde terör yok. Okuma yazma oranı yüksek. Çiftçiler cahil köylülerden değil okumuş insanlardan oluşuyor.... Her güzel sabah gibi bu sabhta güzeldi. Ekonomi iyi olduğundan ötürü hergun kaliteli sosis yiyebiliyorum. Kahvaltı için 2 tane kızartıyorum. 1 poğaça 1 de açma sipariş ediyorum. Sofra kurmuyorum. TV karşısında ayak üstü tüketiyorum hepsini. Hafta sonu olduğu için arabamla gezme planlarım var. Evet arabam var. 20 yaşındayım ve araba sahibiyim. Yağmurlu günlerde yavaş yavaş sürerim onu. Yaşamayı sevdiğim için. Nefes almak işkence gibi gelmez bana. Çünkü hayata kolay moddan başlamışım. Veya başlangıç zor olsa bile sonraları kolaylaşmış bu hayat.
Böyle bir sabaha uyanmak isterdim. Fiyat etiketlerini fakir insanlar için koyduklarını sanardim. Ama madden ve manen ve beyin olarak fakir olan ülkenin insanları için koyuyorlarmış.
submitted by yagizs to KGBTR [link] [comments]


2020.04.14 01:14 ithinksoco Duygusal Pazarlama Süreci

Duygusal Pazarlama Nedir?
Duygusal pazarlama, kitlenizi fark etmek, hatırlamak, paylaşmak ve satın almak için öncelikle duyguyu kullanan pazarlama ve reklamcılık çabalarını ifade eder. Duygusal pazarlama, tüketici tepkisini ortaya çıkarmak için genellikle mutluluk, üzüntü, öfke veya korku gibi tek bir duyguya girer.
Araştırmalar insanların karar vermek için bilgi yerine duygulara güvendiklerini göstermektedir. Pazarlamaya yönelik duygusal tepkiler aslında bir kişinin bir reklamın veya pazarlama malzemesinin içeriğinden daha fazlasını satın alma niyetini ve kararını etkiler.
Duygusal Pazarlama sürecinin 7 temel adımı vardır.
1. Analizler: Müşterilerinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz?
Müşterilerinizi karar vermeye motive eden birincil duyguları ve davranışları belirleyin. Bu duyguları markanıza bağlamak daha fazla düşünce ve davranışa ilham verecektir.
2. Konumlandırma: Markanızı farklı kılan, daha iyi olan nedir?
Bir markayı duygusal yollarla yeniden konumlandırmak daha fazla tanınırlık yaratır. Konumlandırma her şeydir. Markanızın veya işletmenizin konumuyla, özellikle de en büyük rakiplerinize karşı farklılaşmak için ne yapıyorsunuz? Konumlandırmanız marka öyküsünü ve mirasını destekliyor mu? Birisine markanızı 10 saniyeden daha kısa sürede daha iyi ya da gerçekten farklı kılan şeyi söyleyebilir misiniz? Yapamıyorsanız, bir konumlandırma probleminiz var demektir.
3. Hikaye Anlatma: Hikayeniz ne kadar ilginç ve alakalı?
Hikayeler, tamamen farklı bir bilişsel sistemle işlenir; insanların bilişsel savunmalarını azaltma eğilimi vardır. Bu nedenle, iyi bir duygusal hikaye motive edici tepki üzerinde önemli bir etki yapabilir. Marka hikayeniz güçlü bir duygusal bağlantı oluşturmalıdır. Bir marka hikayesi oluşturmak sadece öne çıkmak ve fark edilmekle ilgili değildir. İnsanların önem verdiği ve satın almak istediği bir şey oluşturmakla ilgilidir.
4. Görüntüler: Ne tür görüntüler merak ve dikkat uyandırır?
İnsanlar görüntüleri metinden binlerce kat daha hızlı işler; güzel görüntüleri paylaşmayı sever ve güzelliğe ve evrenselliğe önem verir. Araştırmalar, görüntülerin değerlendirici yanıtlar oluşturma, duyguları iletme ve anılar yaratma sözcüklerinden daha üstün olabileceğini göstermektedir. Duygular, davranışı canlandıran temel motivasyonları yönlendirir; bu, TV ve videonun tüketici satın alma davranışını etkilemede bu kadar etkili olmasının nedenlerinden biridir. Bir markanın özünü beklenmedik ve güçlü görsellerle ifade etmek daha fazla ilgi ve dikkat çeker.
5. Fikirler: İnsanlara ne tür fikirler hatırlar?
Fikrin tanımı “olası bir hareket tarzı ya da amacı hakkında bir düşünce veya öneri” anlamına gelir. En özgün, yaratıcı, duygusal ve benzersiz fikirlere sahip markalar göze çarpan, unutulmaz ve sohbet yaratan markalardır. En iyi fikirler hissetmenizi, düşünmenizi, hatırlamanızı ve paylaşmanızı sağlar.
6. Entegrasyon ve teknoloji: Sonuçları yönetmenin en iyi yolu nedir?
Uyarlanabilir, kişiselleştirilmiş dijital deneyimler, markanızın tüm platform ve kanallardaki müşterilere duygusal olarak bağlanmasını sağlar. Nerede olurlarsa olsunlar, hangi cihazı kullanıyorlarsa veya nasıl etkileşime giriyorlarsa olsunlar, markanızın tüketicinizle duygusal olarak bağlantı kurmasını sağlamak için kişiselleştirilmiş deneyimler yaratmak önemlidir.
7. Analitik: Bir müşteriyi duygusal olarak izlemek için analitiği nasıl kullanabilirsiniz?
Tüketicilerinizden sürekli olarak ve zaman içinde markanızla duygusal olarak nasıl bağlantı kurduklarını öğreniyorsunuz. Müşteri yolculuğu, müşterinizin etkileşim kurduğu her temas noktasında nasıl ve nerede bağlanacağını anlamakla ilgilidir. Bu sadece veri toplamakla ilgili değil, onunla ne yapacağını bilmekle de ilgili. Konuşmaları ve taktikleri etkileyen eyleme geçirilebilir, duygusal öngörüler ortaya çıkarmak için verilerin ve gösterge tablolarının ötesine geçin. Bu süreç işe yarar bir adımdır ve müşterileriniz için olumlu ve anlamlı sonuçlar vermeye devam eder.

Kaynak: https://www.ithinkso.co/blog-duygusal-pazarlama-sureci
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.04.12 21:07 gamerkaos Yeni ekip hakkında tartışma

Siz açıklanan isimleri nasıl buldunuz? (Benim bildiğim kadarı ile Videoyun (Batu), Beatpug (Fırat) Sizce swaggynin "Ortadünya ile ilgili birisi" diye tanımladığı kişi kim? Şahsen ben bu kişinin Ejderha ya da sonat olabileceğini düşünüyorum ikisi de çok güzel insanlar izlemesi de çok zevkli olacaktır. Bence yeni isimler bizi hayal kırıklığına uğratacak isimler değil. Sizin düşünceleriniz neler?
edit: Galiba toqtir de var kaynak; https://clips.twitch.tv/TallSplendidStarRaccAttack
submitted by gamerkaos to ehvenisers [link] [comments]


2020.03.24 15:29 bodrummytransfer Yahşi Transfer

Yahşi Transfer
Yahşi transfer olarak birden fazla transfer hizmeti vermekteyiz. İlk olarak ucuza transfer yapabilmek isteyenlere ucuz transfer seçeneği sunmaktayız. Yahşi transfer Ucuza sunmuş olduğumuz transfer hizmetlerinde kullanmış olduğumuz araçlar kaliteden ve konfordan ödün vermemektedir. Bu araçlar ile sizin ulaşımınızı sağlayacak olan şoförler de işlerinde uzman ve güler yüzlü kişilerden oluşmaktadır. Sizlere sunmuş olduğumuz transfer işlemlerinde en hızlı ve güvenli ulaşımı sağlamaktayız. Firmamız bizleri tercih eden müşterilere en iyi hizmeti vermeyi garanti ederken her an hizmet alma fırsatını da tanımaktadır. Yahşi transfer Günün her saati istediğiniz her an bizden hizmet alabilir ve istediğiniz hizmet seçeneğini tercih edebilirsiniz. Bünyemizde bulunan farklı alternatifler sayesinde her türlü ihtiyaca yönelik hizmet sunmaktayız. https://www.bodrummytransfer.com/yahsi-transfe
Ortakent Yahşi Transfer
Bodrum vip Yahşi Transfer Hizmeti ile tatile giden insanlar geçirmiş oldukları yorucu tempodan çıkmanın mutluluğu ve heyecanı ile en güzel tatili ve sorunsuz ulaşımı yapabilmeyi planlarlar. Tatile başlandığında ilk olarak ulaşım önemlidir. Sorunsuz ve kaliteli bir transfer hizmeti ile sorunsuz ve hızlı bir tatil başlangıcı yapabilirsiniz. Bu hizmetten yararlanarak gideceğiniz yere nasıl ulaşacağınızı düşünmenize gerek yok. Siz ve sevdiklerinizi rahat ettirebilmek ve sorunsu ulaşım yapabilmenizi sağlamak bizim işimiz. Yahşi transfer seçeneklerimiz arasında ekonomik transfer hizmeti de bulunmaktadır. Yahşi transfer hizmeti seçeneğimiz sayesinde ekonomik bir bütçe ile konforlu ve kaliteli bir ulaşım sağlayabilirsiniz. Bu hizmet seçeneğimizde kullanmış olduğumuz araçlar gayet lüks olup VİP hizmetine yakın hizmetler verilmektedir. Kaliteden ödün vermeden uygun fiyata transfer yapabilmeniz için hazırlanmış olan bir alternatiftir.
Ortakent Yahşi Vip Transfer
Yahşi Havalimanı Vip Transfer Ayrıcalığı ile VİP hizmet alarak kendinizi krallar ve kraliçeler gibi özel hissedebilirsiniz. VİP seçeneğinde kullanmış olduğumuz araçlar günümüzün en lüks araçlarından oluşmakta olup içleri özel olarak her ihtiyacı karşılamaya yönelik dizayn edilmiştir. Bu hizmet seçeneğimizde şoförün yanında müşterilerin ihtiyaçlarını karşılayarak onlara servis yapacak personeller bulunmaktadır. Yahşi transfer Araç içerisinde bulunan TV’ler özel içecekler, dergiler ve daha birçok alternatifler bulunmaktadır. Bu sayede transfer hizmeti esnasında adeta kral odasında ağırlanıyormuş gibi hissedip tatilinize en hızlı ve mükemmel bir şekilde başlamış olacaksınız. Sizlerde kendinizi özel hissetmek istiyor iseniz transfer hizmetleri arasında bulunan VİP seçeneğini tercih edebilirsiniz.
Bodrum Havaalanı Yahşi Transfer
Yahşi Havaalanı Transfer Firması olarak sektörde tek ve lider olma yolunda çalışmalar yapmaktayız. Bu neden ile Yahşi transfer firması farklı konseptler ve hizmetler ile güvenilir ulaşım ve sorunsuz hizmet sözü ile çalışmalar yapmaktayız. Ulaşımın zorlaşması ile talep gören ve büyüyen transfer sektöründe uzun yıllardır çalışıp tecrübe ile daha kaliteli hizmetler vermekteyiz. Her ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde araçlara ve mutlu edebilecek düzeyde personellere sahibiz. Personellerimizin yabancı dil bilgisi sayesinde Türkçe bilmeyen turistlere de aynı kalitedeki hizmeti vererek ülkemizin sahip olmuş olduğu gücü ve kaliteli hizmeti sunabilmekteyiz #yahşitransfer #bodrumyahşitransfer
submitted by bodrummytransfer to u/bodrummytransfer [link] [comments]


2020.03.22 10:44 megusanet Firma Tanıtımı Nasıl Yapılır? Örneği Yeni Açılan İşyerinin Reklamı Nasıl Yapılır?

Reklam ve Tanıtım Organizasyonları Nasıl Yapılır?

Firma Tanıtımı Nasıl Yapılır Yeni bir işyeri açmayı düşünüyorsunuz işyerinizin reklamını nasıl yapardınız? Bize soruyor ve bir cevap bekliyorsanız biz işyeri açılışında aşağıdaki yöntemleri uygulayarak işyerimizi daha çok kitleye ulaştırırdık. Merak ediyorsanız işte tüm detaylarıyla reklam çalışması nasıl yapılır yazımızda..

Firma tanıtımı nasıl yapılır

Firma tanıtımı Örneği Tanıtım Nedir nasıl Yapılır yöntemleri

İşletme reklamı nasıl Yapılır

Reklam tanıtımı örnekleri

Tanıtım ışı nasıl Yapılır

Ürün tanıtımına ne denir

Firma Tanıtımı Her şeyin internet üzerinden döndüğü günümüzde firmaların da ayakta kalabilmek için internette sağlam bir tanıtıma ihtiyacı var. Çok değil, bundan birkaç yıl öncesine kadar internetten ürün ya da hizmet temini konusunda alıcılar endişeli idi. Ancak şimdilerde güvenilir alışveriş sistemleri ve belirli korumacı yasalar ile online firmalara duyulan güven arttı. Artık önemli olan nokta internet üzerinden doğru hedef kullanıcıya ulaşabilmek oldu. Bu aşamada ise firma tanıtımı ile hedeflenen kitleye ulaşım sağlanıyor.
Firma Tanıtımı Nasıl Yapılır? Firma tanıtımı için tercih edilebilecek birçok yöntem vardır. Bunlar arasında güvenilir ve yüksek hite sahip sitelerde yayınlanan tanıtım yazısı reklamlarının (haber reklam) getirisi yüksektir. Bu sayede gerçek kullanıcılara ulaşmak mümkündür. Türkiye’nin en çok ziyaret edilen sitelerinden olan Megusa.net sitesine üye olarak firma tanıtımı için ilk adımı atabilirsiniz. Firmanızı tanıtmak, doğru kullanıcılara ulaşmanızı sağlamak ve reklamınızı belirlenen şartlar doğrultusunda yayınlamak bizim işimiz. Kısa sürede hedef kitlenize emin adımlarla ulaşmak isterseniz bizi tercih edebilirsiniz. Sitemiz üzerinden yapılan firma tanıtımı ile potansiyel müşterilerin sizi fark etmesi sağlanıyor, ayrıca ürün ya da hizmetinize prestij sağlayacak adımlar atılıyor.
Neden Tanıtım Yapmalıyım? Gelişen teknoloji ile birlikte insanlar neredeyse birçok işini ve ihtiyacını internet üzerinden sağlıyor. Haliyle online ortamda ürün ve hizmetini satışa sunan birçok firma var. İnternetten ihtiyaç kullanmak isteyen kullanıcı ufak bir araştırma yaptığında Google üzerinden sayısız firmaya ulaşıyor. Ancak ilk olarak üst sıralarda yer alan sitelere tıklanıyor. Siz de internet üzerinden en çok tıklanan siteler arasında yer almak ve hedef kitleniz tarafından aranan kelimelerde ilkler arasında yer almak isterseniz mutlaka firma tanıtımı yaptırarak hitinizi artırmalısınız. Reklam ya da tanıtım olmadan potansiyel kullanıcının sizi ansızın bulması pek de mümkün değildir.
Firmamın Bilinirliğini Nasıl Artırabilirim? İnternet üzerinden iş yapan firmaların en sık yaşadığı sorunlardan birisi marka bilinirliğidir. Zaman ve emek isteyen bir iş olan tanıtım sürecinde doğru çalışmalar yapılmalıdır. Özellikle kısa sürede tanınırlık artırmak isteyen firmaların ürün ya da hizmetini öne çıkarmak amacıyla firma tanıtım yazısı hizmetlerinden faydalanması şarttır. Reklam ya da tanıtım olmadan müşteri edinmek uzunca zaman isteyen bir süreçtir. Oysa doğru reklam ve tanıtım sayesinde hedef kitleye ulaşmak daha kolaydır. Google üzerinden yapılan aramalarda reklamlarınızın ürün ya da hizmetinize ihtiyaç duyan gerçek tüketicilere ulaşmasını istiyorsanız bizimle iletişimize geçmeniz yeterlidir.

İşyerinin Reklamı Neden Yapılır?

Açılacak firmayı veya işyerini ilk etapta tanınmasını sağlayacak tek şey reklamlardır. Yeni açılacak işyerinin prestiji için son derece önemli olan reklam tanıtım organizasyonlarını profesyonel bir şekilde yapabilmeniz oldukça önemlidir. İlk intibayı oluşturmak ve müşterileri kitlesini artırmaya yönelik yapılacak olan ilk çalışma reklam işidir. Açmayı düşündüğünüz ve hayalini kurduğunuz işinizin reklamını da hayallerinizde ki gibi güzel yaparak açılış organizasyonlarında ilk duyurunuzu yaparak birçok müşteriye daha ilk adımda ulaşabilirsiniz.

İşyerinin Reklamı Neden Yapılır?

İşyeri açarken işletmenizin tüm resmi, kurumsal yapısını belirledikten sonra açacağınız sektörün pazarında kendinize bir pay bulmak adına ilk duyuru çalışmaları son derece önemlidir. Çabuk benimsenmek ve çok müşteriye ulaşmak adına yapılacak reklam tanıtım işleri asıl müşteriye hitap etmenin en kolay yoludur. İşyeri açılışlarında reklam çalışmaları işletmenin ilk prestiji açısından önemli olduğundan birçok firma açılış organizasyonu uygulamaktadır. Günümüzde Başbakanların ve bakanların eşliğinde bir çok temel atma törenleri görebilmekteyiz. Mekan açılışları, gala törenleri de cabası. Herkes ilk etapta adını duyurmaya çalışmaktadır. Marka kimliği oluşturulduktan sonra en önemli olan reklam kanalları ve araçlarını bularak tanıtım yapılmalıdır. Sosyal medyada, Tv kanallarında reklam tanıtı filmleriyle, radyo kanalları araçları kullanarak en verimli tanıtım yapılmalıdır.

Açılış Töreni Düzenlemek

Açılış organizasyonlarında özellikle vurgulanması gereken noktalar şunlardır: Açılışın yapılacağı yer işyeriniz olabileceği gibi müşterilerin kolaylıkla ulaşabileceği farklı bir mekan tutarak dikkat çekici olabilirsiniz. İstediğiniz sayıda müşterinin gelmesini ve açılışta promosyon yapmayı düşünüyorsanız da işyerinizde açılış düzenlemeli ziyaretçilerinizin ayaklarını alıştırmalısınız. O güne özel promosyonlar vererek müşterileri mutlu edebilirsiniz.

El İlanları Dağıtarak İşyeri Reklamı Yapmak

Reklam araçlarını kullanmada diğer rakip firmalara karşı dikkat çekici olmak istiyorsanız el ilanları da işinizi görebilir. Reklam yöntemlerinden en kolay ulaşılabilirliği olan el ilanı hem düşük maliyetlidir hemde bilgilerin daha çok kitleye ulaştırılmasında etkilidir. Hızlı bir şekilde hedef kitleye el ilanlarınızı yayabilir, reklamınızı yaparak daha geniş kitleye hitap edebilirsiniz. Birçok kurum ilk etapta el ilanı reklam yöntemini kullanmıştır hatta hala da daha pratik olması nedeniyle kullanılmaktadır. El ilanlarında yapılan tasarımlarla kitleye mutlaka doğru mesaj aktarılmalı ve işyeri içeriği ve işyeri ile ilgili bilgiler net ve anlaşılır bir biçimde yazılmalıdır. İyi bir işletme adı bulmak yaratıcılığınızı konuşturarak akılda kalıcı bir işyeri adı bularak ilanlarınızda farklı tasarımlara yer vererek reklam yapabilirseniz merak içinde olanlar mutlaka açılışa katılacaktır. Reklamlar için yazı puntoları ve logolarınızın akılda kalıcığı da son derece önemlidir yaratıcı ve farklı logo tasarlayabilir bu konuda danışmanlık hizmeti veren firmalardan da profesyonel yardım alarak logonuzu ve işyeri adınızı daha akılda kalıcı yapabilirsiniz.

Magnetler Kalıcı Reklam Anahtarlarıdır

Reklam yöntemlerinden biri de yapışkanlı magnetlerdir. Birçok işyeri ilk etapta magnet yaptırarak promosyon ürünlerini müşterilerine ulaştırmaktadır. Kalıcı olması nedeniyle her zaman el altında olacak uzun süre reklamınızı yapacak olan magnetler de reklam ve tanıtım da dikkat çeken metaryallerdir. Sizde işyerinize ait telefon ve adres bilgilerinizin ve yetkili kişinin adını yazarak magnetleri promosyon olarak dağıtabilirsiniz. 2020 Yılında Evde Davetiye Katlama İşi Aylık 1000 TL Kazandırıyor içeriğimizi inceleyebilirsiniz.
Unutmayın! Tüm bu reklam kanalları ürünlerin müşteriye en kolay ve hızlı bir şekilde ulaştırılması için kullanılmaktadır. Kaliteli ve iyi ürünleri satarak müşterilere ulaştırılmasında önemli rolü olan reklam kanallarının amaçları her zaman nihai tüketiciye ürünün varlığı bildirilmesidir. Ancak bu şekilde başarıya ulaşılabilmektedir.
submitted by megusanet to u/megusanet [link] [comments]


2019.11.19 22:42 fragmanlife Ask Aglatir Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri

Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri Aşk Ağlatır dizisi çekimleri 23 temmuz salı günü başladı. Ekip ilk bölüm çekimleri için çok heyecanlı. Aşk Ağlatır dizisi eylül ayına yetiştirilecek ve sezona ilk başlayan dizilerden biri olacak. Aşk Ağlatır dizisinin yönetmenliğini ise Gökçen Usta üstlenecek.
Aşk Ağlatır dizisi MF Yapım tarafından Show TV için Japon dizisi Love That Makes You Cry’dan Yelda Erdoğan tarafından uyarlanacak. Aşk Ağlatır adlı dizinin senaryosuna senarist Tayfun Güneyer uyarlarken dizisinin eylül 2019 da Show Tv ekranlarında yayında olmasını bekleniyor.
Aşk Ağlatır dizisi çekimlerş Balıkesir’in çok hoş bir köyünde başladı. Diziyi izleyen bir çok izleyici bu butik köyü çok sevecek. Aşk Ağlatır dizisi nerede çekiliyor? Hangi Köyde detaylar için tıklayınız nerede Çekiliyor?
Aşk Ağlatır dizisinin uyarlandığı Love That Makes You Cry dizisi 2016 da 10 bölüm yayınlanan ama 10 bölümü ile Japonya’da çok konuşulmuş ve sevilmiş bir dizi.
Aşk Ağlatır Dizisi Konusu
Aşk Ağlatır dizisinde köyde dedesinin yanında yaşarken İstanbul’a daha iyi bir yaşam mücadelesi için gelen bir genç ve bu gencin İstanbul’da tanıştığı aynı kaderi paylaşan iki arkadaşı ile İstanbul’da bambaşka hayatlara ve aşklara yelken açması anlatılacak.
Erkek başrol oyuncusu kendinden büyük ve eşinden boşanmak üzere olan bir kadınla evliymiş gibi yaşayacak; kadın oldukça zengin ama mutluluğu eşinde bulamamış; ama eşinden de vazgeçemez ve gece de eşinin yanına döner.
Diğer kadın başrol oyuncusu ise annesi babası ölmüş koruyucu aile tarafından büyütülmüş ve şuanda yaşlı ama zengin bir adam ile evlendirilmek istenen bir kız olacak.
Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Deniz Can Aktaş (Yusuf) Deniz Can Aktaş 28 Temmuz 1993 de İzmir’de dünyaya gelen ve piskopat rolleri ile tanınan yakışıklı oyuncudur. 26 yaşında olan Deniz Can Aktaş aslen Kastamonu’nun güzel ilçesi İneboluludur. Piri Reis Üniversitesi Gemi Makineleri ve İşletme Mühendisliği eğitimi alsa da daha sonra konservatuvar ve oyunculuk da okumuştur. 1.83 cm boyu ile oldukça fit görüntüsü olan Deniz Can Aktaş ilk olarak Tatlı Küçük Yalancılar dizisinde rol alsa da Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Ronaldo Burak karakteri ile ünlenmeye başlamıştır.
Daha sonra Nerdesin Birader dizisinde yer alan Deniz Can Aktaş 2019 da ise Avlu dizisinde Kudret Karakterinin oğlu Alp olarak yer almış ve Türkiye’de tanına oyunculardan biri haline gelmiştir.
Yusuf 20’li yaşlarda yakışıklı ve zeki bir gençtir. Uşak Ulubeyli olan Yusuf parasını kas gücü gerektiren işler yaparak kazanmış güçlü bir genç. Anne ve babasını bir trafik kazasında kaybeden Yusuf kırılgan ve zarif bir adam olmuş. İnsanlar onu üzdüğü için doğayı ve hayvanları daha çok seviyor. Yusuf için verilen sözde durmak hayatta ki en önemli şeydir; Dedesi Hikmet’ten böyle öğrenmiştir. Aslında yaşama sevincini kaybeden Yusuf Ada’ya aşık olur ve tekrar yaşama sevincini kazanır. Ada onu içine düştüğü karanlıktan çıkarır.
Ada’nın dayısı Bekir tarafından istemediği bir adam ile zorla evlendirilmesine karşı çıkan Yusuf Ada’yı ikna ederek İstanbul’a kaçırmıştır. İstanbul ie Ada ile aralarında sürekli duvarlar örmüştür. Yusuf İstanbul’un çilesine rağmen ümidini kaybetmemiş ve zor günler geçirse de bir gün her şeyi değiştirebileceğini inanan umut dolu bir adamdır.
Hafsanur Sancaktutan (Ada) – Meryem Hafsanur Sancaktutan daha 19 yaşında çok genç bir sinema oyuncusudur. 20 Mart 2000 de dünyaya gelen Hafsanur Sancaktutan balık burcudur ve İstanbul doğumludur. Hafsanur Sancaktutan ilk oyunculuk deneyimini Servet dizisi ile yaşamış ve güzelliği ile çok beğenilmiştir. Hafsanur Sancaktutan son olarak ise Gülperi dizisinde Fidan karakteri ile yer almış ve dizi de artık başrollerde yer alabileceğini ispat etmiştir.
Ada 19 yaşında güzeller güzeli, hayat dolu bir kız. Daha 6 yaşındayken annesini kaybetmiş; zaten babasını hiç tanımamış bile. Dayısı İsmail ve yengesi Üftade büyütmüş Ada’yı. Dayısı yaptığı yarım yamalak iyilikleri her gün yüzünü vurmuş; ama Ada hem tutucu kasabaya hemde dayısı ve yengesine rağmen hayallerinden ve tutkularından vazgeçmemiş. Çalışkan, merhametli, kin tutmayan bir yapısı olan Ada, Yusuf’u içine düştüğü karanlıktan kurtarabilecek kadar da çevresini dönüştürme gücüne sahip bir kız.
Ada taşrada Meryem olarak yaşamış ancak dayısının zorla vermek istediği Mustafa isimli yaşlı bir adamdan kaçarak İstanbul’a gelmiştir. Ada’nın köyde tanıştığı İstanbul’lu Yusuf onu köyden kaçırmış ama İstanbul’da bir birlerini bulmaları biraz zor olmuştur. Ada İstanbul’un tüm zorlukları ile tek başına savaşsa da yaşama sevincini ve inancını kaybetmemiş güzeller güzeli ve akıllı bir kızdır. Vicdanı ile aşkı arasında kalan Ada her şeye rağmen aşkı Yusuf’un peşini bırakmayacak aşkına sahip çıkacaktır. Ada kaderine karşı çıkacak ve aşkının peşinden gidecektir.
Yağızcan Konyalı (Rüzgâr) Yağız Can Konyalı 20 Eylül 1991 Konya doğumludur ve 28 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesinde Tiyatro eğitimi alan Yağız Can Konyalı 2006 yılında İlk Aşk filminde ilk oyunculuk deneyimini yaşamıştır. Takım: Mahalle Aşkına filmi ile Altın Portakalda jüri özel ödülü alan Yağız Can Konyalı Televizyonda ilk dizi deneyimini ise Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi ile yaşamıştır. Yağız Can Konyalı’nın izleyiciler tarafından tanınması Adı Mutluluk dizisinde hayat verdiği Zeki karakteri ile olmuştur. Yağız Can Konyalı’nın ünlü olduğu ve binlerce hayrana ulaştığı dizi ise Bizim Hikaye dizisinde Rahmet karakteri ile olmuştur.
20’li yaşlarından başında olan Rüzgar yakışıklı, havalı ve zengin bir çocuk. Rüzgar’ın babası Ada’nın çalıştığı bakım evinin sahibi. Dışarıdan bakan Rüzgar için sorumsuz zengin bebesi diyebilir ama özünde iyi niyetli ve yardım sever biri. İstanbul’a okumak için gelmiş ama baba parası yemek zevkli gelmiş. Her şeye rağmen Rüzgar özünü kaybetmemiş ve adaletli olmayı önemseyen biri. Rüzgar’ın en büyük zaafı ise babası.
Deniz Altan (Çiçek Ekmeksiz) Deniz Altan 1994 İstanbul doğumludur ve 25 yaşındadır. Öyle Bir Geçer Zaman ki ile Hayat Şarkısı dizilerinde yer alan Deniz Altan 2018 de Görevimiz Tatil isimli sinema filminde rol almıştır. Sadri Alışık Akademisinde oyunculuk eğitimlerini tamamlamıştır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.09.21 08:45 fragmanlife Vuslat Yagmur (Ergul Miray)Kimdir?

Vuslat Yağmur (Ergül Miray)Kimdir? TRT 1 ekranlarında yayınlanan Vuslat Dizisi sezonu açtı. Diziye sezon arasında üç yeni oyuncu katıldı. Diziye katılan Polis Yağmur karakterini canlandıran Ergül Miray Şahin Kimdir? TRT 1’de seyirciyle 2. Sezonuyla seyirciyle buluşan Vuslat Dizisi kanalda pazartesi akşamları ekrana geliyor. Dizi geçen sezon yaşanan reyting sıkıntısı sonrası yayında kalıp kalmayacağı sorgulanmıştı. Ancak yapımcı A23 Medya ve TRT 1 sezon sonunda dizinin yayında kalması yönünde karar almışlardı. Yapımcı şirket A 23 Medya bu sezonda aynı sıkıntıları yaşamamak için sezon arasında diziye üç yeni transfer yaparak zaten güçlü olan oyuncu castını daha da güçlendirme yoluna gitti. Bu durum hikayede nasıl karşılık bulacak, senaryoya ve seyirciye ne şekilde yansıyacak şimdiden kestirmek tabi ki zor. Yeni yayın dönemini 16 Eylülde açan ve reyting tahtasında da kendisine 22. Sıradan yer bulan dizinin yeni oyuncularının ve hikayesinin etkisi kısa zamanda ortaya çıkacaktır diye düşünüyoruz.
Vuslat’ın Güzel Polisi Yağmur Kötülerin Korkulu Rüyası Olacak! Vuslat Dizisi yeni yayın dönemini kadrosuna kattığı üç yeni oyuncuyla birlikte açtı. Diziye yeni katılan oyunculardan biri olan Polis Yağmur karakterini canlandıran Ergül Miray Şahin’de unlardan biri. Dizinin değişik hikayesine yeni bir hikaye ile giren Polis Yağmur’un dizinin yeni dönemde en büyük kozu olacağı tahmin ediliyor. Seyircinin de daha ilk bölümden sevdiği Kötülerin korkulu rüyası olacak Polis Yağmur şimdiden merak edilen karakter oldu. Dizi de Aziz ya da Kerem karakterlerinden birinin peşine düşeceği ve onu yakalamak için çaba harcayacağı tahmin edilen Polis Yağmur’un aynı zamanda bu iki karakterden biriyle duygusal bir ilişki de yaşaması bekleniyor. 30 yaşlarında bir polis olacak olan Yağmur’un hikayesi tam olarak açılmasa da tahminler bu yönde.
Polis Yağmur (Ergül Miray Şahin) Kimdir? Genç kuşağın güzel oyuncularından Ergül Miray şahin 1989 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Oyuncu İstanbul Üniversitesi Devlet konservatuarını bitirmiş ve ardından ilk oyunculuk deneyimini 2006 yılında “Sev Kardeşim” isimli diziyle yapmıştır. 2011 yılında Fox Tv’de yayınlanan “Arka Sıradakiler” isimli diziyle adından söz ettirmeyi başarmıştır. Oyuncu 2012 yılında vizyona giren “El Yazısı” isimli sinema filminde Gülbahar karakterini canlandırmıştır. Oyuncunun rol aldığı yapımlardan bazıları şunlardır. Ötesiz İnsanlar (Elif Tv Dizi), Tozlu Yollar (Tv Dizi), El Yazısı (Sinema Filmi), Arka Sıradakiler (Tv Dizi), Sev Kardeşim (Tv Dizi).
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Vuslat Fragman Hercai Fragman Her Yerde Sen Fragman Çukur Fragman Zalim İstanbul Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:24 fragmanlife Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Ezra Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
Yönetmenliği ve senaryosu Tayfun Güneyer’e ait olan Ezra’nın oyuncu kadrosunda; Rüveyda Öksüz, Yusuf Çim, İsmail Filiz, Nurana Bagieva, Serkan Şenalp, Zeynep Koltuk, Gökhan Bekletenler, Doğukan Polat, Umut Özkan, Abdurrahman Yunusoğlu ve Asuman Dabak yer alıyor.
Rüveyda Öksüz Cesur Yürek / Berrin(Rüveyda Öksüz) Genç ve idealist bir avukat olan Berrin, hayatını hukuk mücadelesine adamıştır. Adaletin ancak hukuk devleti ilkeleriyle sağlanabileceğine inanır. Hukuk sistemi dışında kalan hak arayışlarının zorbalığa ve adaletsizliğe yol açacağına bütün kalbiyle inanan Berrin için, aşık olduğu adamın adaleti kendi elleriyle dağıtmaya karar vermiş bir kabadayı olması yaşayacağı en büyük ikilemdir.
Rüveyda Öksüz Kimdir, Kaç Yaşında? Miss Turkey 2013 birincisi olan Ruveyda Öksüz 24 Mayıs 1994 İstanbul doğumludur. Aslen Rizeli olan Ruveyda Öksüz, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay bilimleri öğrencisidir. Türkiye'yi Miss World 2013'te Endenozya'nın Bali Adası'nda yapılan yarışmada temsil etti. 2014 yılında Tayfun Güneyer'in yazıp yönettiği, Yusuf Çim ve İsmail Filiz ile birlikte başrolü paylaştığı Ezra dizisinde Gazzeli tıp öğrencisi Ezra karakterini canlandırmıştır.
Rüveyda Öksüz’ün Oynadığı Diziler Ezra / Ezra / 2014
Sen Benimsin / Nağme / 2015
Cesur Yürek / Berrin / 2016
Yusuf Çim YUSUF ÇİM (CAN YİĞİT) Kudret Fettah’ın evladı gibi büyütüp şirketini emanet ettiği, adil ve güvenilir biridir. Fettah ailesine sarsılmaz bir sadakatle bağlı olan Can, ailenin biricik kızı Hande’yle evlilik yolunda ilerlerken, Ferah’ın hayatına girmesiyle gerçek aşkla tanışır.
Yusuf Çim Kimdir, Kaç Yaşında? Akademi 35.5 Sanat Evinde oyunculuk eğitimi almıştır. 2009 yılından itibaren birçok markanın ve derginin katalog çekimlerinde yer almıştır. 2011 Best Model of Turkey öncesi ve sonrası birçok defile de boy göstermiştir. Müzik kariyeri 2013 Ağustos'da çıkardığı "Olsun Bi Kere" EP Albümüyle başlamıştır. Yer aldığı bazı diziler: Çilek Kokusu, Hanım Köylü, İçimdeki Fırtına, Seven Ne Yapmaz’dır.
izinin senaryosunda seyirci adeta yeni bir serüvenin içerisine sürüklenecek. Dizide; Ezra, Gazzeli dünyalar güzeli bir kız. Çocukken yetimhaneden çalınan küçük kız kardeşinin izini İtalya'da bulunca, onun yanına gitmek için Gazze'den kaçıyor. Ancak, bindiği mülteci teknesi Kıbrıs açıklarında batınca, teknedeki bütün mülteciler ölüyor ve bir tek Ezra kurtuluyor. Ezra'yı kurtaran dünyanın en zengin işadamlarından Çahangir Hüseyinov, daha ilk görüşte bu dünya güzeli deniz kızı Ezra'ya aşık oluyor.
Aynı anda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde başkomiser olan “Tek Tabanca” lakaplı Mustafa ve yardımcısı Ömer, kaçak altın kuryesi kılığında Çahangir ile görüşmeye gidiyorlar. İşte tam orada, Gazze’li Ezra ile Tek Tabanca Mustafa'nın yolları kesişiyor. Mustafa'nın polis kimliği, Çahangir karşısında deşifre olunca, mekandan kaçmak zorunda kalıyor. Ezra’da, Çahangir'den korkunca, Ezra'nın kaçıp sığınabileceği tek yer Mustafa'nın yanı oluyor.
2013 Miss Turkey birincisi Rüveyda Öksüz, çekimleri devam eden ve yakında SHOW TV ekranında izleyicilerle buluşacak olan 'Ezra' dizisi için iddialı konuştu. Yarışmadan sonra bir çok oyunculuk teklifi aldığını söyleyen Öksüz, 'Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim. Uzun soluklu bir dizi olacağına inanıyorum' dedi
RÖPORTAJ: Neziha KARTAL
SHOW TV'nin fragmanı yayınlandığından beri merakla beklenen yeni dizisi 'Ezra'nın çekimleri sürüyor. Yakında izleyicilerle buluşacak dizide Ezra karakterini, 2013 Miss Turkey birincisi olan Rüveyda Öksüz canlandırıyor. İlk oyunculuk deneyimi olan deneyimini yaşayacak olan Öksüz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hem kendisini çok heyecanlandıran diziyi hem de hakkında merak edilenleri konuştuk...
2013 Miss Turkey birincisi, seçildikten sonra hayatınız değişti. Yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Benim çocukluk hayalim Türkiye güzeli olmaktı. Yarışmaya hayallerimi gerçekleştirmek için girdim ve ikinci hayalim gerçek oldu.
Birinci hayaliniz neydi?
Üniveristeyi kazanmaktı. Onu da başarmıştım. Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde okuyorum.
Okula devam ediyor musunuz yoksa bitti mi?
Üçüncü sınıfım ama not ortalamam düşmesin diye bu yıl okulu dondurdum. Sonrasında devam edeceğim. Okulum benim için ayrı bir kültür. Bundan sonra oyunculuk yapacağım. Okulu zaten kültür için okuyordum.
Oyuncu olmak var mıydı aklınızda?
Yarışmaya girerken böyle bir düşüncem yoktu, yarışmadan sonra teklifler gelmeye başlayınca oluştu. Bundan sonra mesleğim oyunculuk. Şu an olmak istediğim yerdeyim. Muhteşem bir projeyle oyunculuk hayatına girdim.
Daha önce oyunculuk eğitimi aldınız mı?
Önceden aldığım bir eğitim yoktu ancak dizi öncesinde Betül Alganatay'dan kısa bir oyunculuk eğitimi aldım.
'Ezra' sizin ilk oyunculuk deneyiminiz. Kabul etme sebebiniz nedir?
Birçok teklif geldi ancak bu projeyi kaçırmak istemedik. "Tamamdır" dedik ve girdik.
Çok uzun ömürlü olacağına inıyorum. Benim için hem oyunculuk adına önemli bir adım hem de gerçekten inandığım bir proje. 'Ezra' geldiğinde "Ben Ezra olmalıyım" dedim.
Ezra nasıl biri, dizide ne anlatacaksınız?
Ezra Filistinli bir tıp öğrencisi. Bütün ailesini İsrail saldırılarında kaybediyor. Küçük kız kardeşiyle yetimhanede büyüyorlar. Ancak kızkardeşi başka bir aileye satılıyor. Kaçmaya karşı ancak sırf kardeşini bulabilmek için Gazze'den arkadaşlarıyle birlikte İstanbul'a geliyor.
Gazzeli bir kızı canlandıracaksınız, rolünüze nasıl hazılanıyorsunuz?
Bu konuda yönetmenimizin çok büyük yardımları oluyor. Çekimler başlamadan önce konuşuyoruz, ne yapmam gerektiğini nasıl hissetmem gerektiğini anlatıyor.
Filistin konusunu daha önce hiç araştırmış mıydınız?
Çok güncel bir olay olduğu için haberleri takip eden herkes bilir. Herkes kadar konuyla ilgli bilgim vardı ancak detaylı bir araştırma yapmamıştım. 'Ezra' sayesinde araştırma ve okuma fırsatı buldum.
Ezra karakterinin tepki almasından korkuyor musunuz?
Dizimizin konusu İsrail-Gazze konusu değil. Ezra Gazzeli bir kız ancak hikâye İstanbul'da geçiyor. Dizinin içinde çok farklı konular var. Komedi de var, aşk da var. Sadece Gazzey'i konu alan bir dizi olmayacak. Bu dizinin uzun ömürlü olacağına inanıyorum.
Siz gibi başrolü paylaştığınız Yusuf Çim'in de ilk oyunculuk deneyimi. Kimyanız tuttu mu?
Yusuf'la olan çekimlerim henüz başlamadı. 1-2 tane tanıtım çektik o kadar. Çekimler yeni başladığı için şuan Ezra'nın Gazze'deki hayatıyla ilgili çekimler yaptık. Ama iyi anlaştık, güzel bir uyum yakalayacağımıza inanıyorum.
Oyunculukla ilgili hayalleriniz neler?
Ben hayallerimi gerçekleştirerek ilerliyorum. Okulu kazandım, Türkiye güzeli oldum şimdide harika bir dizide, birbirinden değerli oyuncularla başrol oynuyorum. Başarısız olmak istemem.
Miss Turkey 2014 güzeli Amine Gülşe'ye tacınızı devrettiniz. Amine Gülşe'yi beğeniyor musunuz?
Tabii ki beğeniyorum. Zaten Miss Turkey'in çirkin kız çıkarttığı olmamıştur. Geçmişten günümüze kadar olan bütün Miss Turkey birincilerini çok beğeniyorum. Türkiye'de çok göz önünde olan insanlar da var aralarında ve hepsi çok güzel. Genel olarak Türk kadınlarını beğeniyorum.
Türkiye güzelisiniz ve birçok erkeğin hayal ettiği kişisiniz. Peki, sizin hayalindeki erkek nasıl biri?
Dürüst olması çok önemli. Hayatta en değer verdiğim şey dürüstlüktür.. Güçlü olmalı, ayakları yere sağlam basmalı. Aslında her kızın istediği şeyleri istiyorum diyebilirm. Tabiki duygu daha ön planda ama dış görünüş de önemli. Erkeğin yapılı olmasını tercih ederim. Her kadın, göbekli bir erkek yerine spor yapan, formda olan bir erkek ister.
Beğendiğiniz bir erkek var mı?
Biraz klişe olacak belki ama David Beckham'ı çok beğeniyorum.
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Okulumdan dolayı uzay gözlemini çok seviyorum ve yüzmeye bayılıyorum. Suyun beni rahatlattığına inanıyorum.
Formunuzu korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?
Dürüst olmak gerekirse sadece geceleri yemek yemiyorum. Kilo aldığım zamanlar dışında diyet yapmıyorum ve gün içinde canım ne isterse yiyorum. Zaten gece yemek yemediğim için pek fazla kilo almıyorum.
En sevdiğiniz ve sizi anlattığına inandığınız renk nedir?
İkizler burcu olduğum için ruh halim çok değişkendir. Bir gün en sevdiğim renk siyahken diğer gün beni pembenin anlattığını düşünebilirim. O yüzden kesin bir şey söyleyemem. Her rengi içimde barındırıyorum.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:11 fragmanlife İliski Durumu Karisik Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

İliski Durumu Karisik Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Show TV’nin ekrana damgasını vuran projelerinden “İlişki Durumu: Karışık”; Aşk, kıskançlık, gurur, dostluk ve yanlış anlamaların el ele gideceği bir aşk oyunu hikayesi. Dizide neşe, duygusallık ve heyecan da hiç eksik olmuyor!!
Başrollerinde Seren Şirince, Berk Oktay, Pamir Pekin ve Eda Ece’nin yer aldığı dizinin yapımcılığını MF Yapım-Faruk Bayhan’ın üstleniyor.
Yönetmen koltuğunda Bülent İşbilen'in oturduğu dizinin senaryosunu Banu Kiremitçi Bozkurt kaleme alıyor!
Seren Şirince Seren Şirince Kimdir, Kaç Yaşında? 1 Ocak 1988 tarihinde İzmir'de dünyaya gelen Şirince, küçüklüğünden beri tiyatroya meraklıydı. Çocuk yaşta başladığı oyunculuk kariyerinde basamak basamak ilerledi. 2012 yılında "Araf Zamanı" dizisiyle ilk televizyon deneyimini yaşadı. Asıl çıkışınıysa 2015 yılında Show TV'de yayınlanmaya başlayan "İlişki Durumu: Karışık" dizisinde Ayşegül karakteriyle yaptı. Seren Şirince, 2016 yılında yine Show TV'de yayınlanan "İlişki Durumu: Evli" dizisinde de rol almıştır. Seren Şirince'nin Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Ayşegül/2015 İlişki Durumu: Evli/Ayşegül/2016 Araf Zamanı/2012 Aşk Emek İsteNazlı/2013 Seven Ne Yapmaz/Nazlı/2017
Berk Oktay Berk Oktay Kimdir, Kaç Yaşında? 28 Ekim 1982'de Ankara'da dünyaya gelen Oktay, profesyonel kariyerine manken olarak başladı. 2007 yılında "Tatlı Bela Fadime" dizisiyle oyunculukla tanıştı. Ardından "Akasya Durağı" ve "Arka Sokaklar" dizileriyle adını duyurdu. Show TV'de yayınlanan romantik komedi "İlişki Durumu: Karışık" ve "İlişki Durumu: Evli" dizilerinde rol aldı. Berk Oktay'ın Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Can Tekin/2015 İlişki Durumu: Evli/Can Tekin/2016 Tatlı Bela Fadime/Levent/2007 Akasya Durağı/Murat/2008 Arka SokaklaSinan/2009 Alev Alev/Murat/2012 Benim Hala Umudum VaHakan/2013 Aşktan Kaçılmaz/Berzan/2014 Savaşçı/Kaan/2017
Nurseli İdiz Nurseli İdiz Kimdir, Kaç Yaşında? 6 Ekim 1960 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen İdiz, ressam Faruk Nafiz Çamlıbel'in kızıdır. Oyunculuk eğitimini Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde almıştır. 1981 yılında Ankara'da çeşitli tiyatro oyunlarında oynayarak oyunculuğa adım atmıştır. Nurseli İdiz'in Oynadığı Diziler İlişki Durumu: Karışık/Mediha/2015 İlişki Durumu: Evli/Mediha/2016 Geçmiş Bahar Mimozaları/Canan/1989 Varsayalım İsmail/Sektirmez Hanım/1991 Baykuşların Sanatı/2000 Benim İçin Ağlama/Nevra/2001 Kınalı KaSüreyya/2002 Şeytan Sofrası/Kesibe/2004 Şöhret/Müberra/2005 Kartallar Yüksek UçaHanımağa/2007 Ömre Bedel/Seniha/2009 Yalan Dünya/Nursel/2013 Nurseli İdiz'in Oynadığı Filmler Gece Yolculuğu/1987 Karartma Geceleri/Şükran/1990 Asansö1999 Kahpe Bizans/Helena/1999 Şarkıcı/Samiye/2000 O Şimdi Mahkum/Kade2005 Güneşi Gördüm/Müdü2009 Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu/2012 Bensiz/Seda/2013 Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda/Ende2013
Serenay Aktaş Serenay Aktaş Kimdir, Kaç Yaşında? 1 Ekim 1993 tarihinde İstanbul, Bakırköy'de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren futbola ilgi duyan Aktaş, ZeytinburnuSpor ile profesyonel olmuştur. Halen Beşiktaş'ın futbolcusu olmasının yanı sıra iyi de bir oyuncudur. Televizyon kariyeri 2011 yılında rol aldığı Kanıt dizisiyle başlamıştır. Ardından çeşitli reklam ve dizi projelerinde yer alan oyuncu, 2016 yılında Show TV'de yayınlanan İlişki Durumu: Evli dizisinde rol almıştır. Serenay Aktaş'ın Rol Aldığı Diziler İlişki Durumu: Evli/Ceyda/2016 Kanıt/2011 Türk Malı/2011 Yahşi Cazibe/Çalkara/2012 Kalbim Seni Seçti/Esra/2012 Arka SıradakileGülüm/2012 Muhteşem Yüzyıl/Ayşe Hatun/2013 Kaçak GelinlePına2014 Acil Aşk AranıyoZeynep/2015 Gülümse YeteMelis/2016 Meryem/Burcu/2017 Serenay Aktaş'ın Rol Aldığı Filmler Çılgın Dersane 3/merve/2014 Figüran/Pelin/2014 Yıldızlarda Kayar Das Borak/Zümray/2016
Seren Şirince ve Berk Oktay ‘İlişki Durumu: Karışık’la başladıkları serüvene ‘İlişki Durumu: Evli’yle devam ediyor. Oktay, bu akşam SHOW TV’de ekrana gelecek dizi için “İnsanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler. Biz de güldürmeye devam edeceğiz” diyor. Şirince’yse “Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz” diye konuşuyor
"Seren Şirince ve Berk Oktay ‘İlişki Durumu: Karışık’la başladıkları serüvene ‘İlişki Durumu: Evli’yle devam ediyor. Oktay, bu akşam SHOW TV’de ekrana gelecek dizi için “İnsanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler. Biz de güldürmeye devam edeceğiz” diyor. Şirince’yse “Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz” diye konuşuyor
‘İlişki Durumu: Karışık’ reytinglerde zirvedeydi. Neden final yaptı?
Berk Oktay: ‘İlişki Durumu: Karışık’ geçen yıl gerçekten çok sevildi ve beğenildi. Biz de bütün ekip olarak yaşayarak, hissederek çektik her bölümü. Bu yüzden de çok doğal bir hikâye çıktı ortaya. Tabii her hikâyenin olduğu gibi bu hikâyenin de senaryo anlamında tükendiğini fark ettik. Bir romantik komediyi çok uzatarak seyirciyi sıkmanın, sırf devam edelim diye uzatmanın, bunu yaparken de saçmalamanın lüzumu yoktu. Hep beraber çok cesur bir karar aldık. 40 haftanın 23’ünde her grupta birinci olan ve hâlâ ilk 3’te yer alan bir işi bitirmek radikal bir karardı.
‘BİR SERÜVEN OLABİLİR DİYORDUK’
Peki bu süreçte ‘İlişki Durumu: Evli’nin çekileceği belli miydi?
B.O.: Aramızda “Bu bir serü- ven olabilir. ‘İlişki Durumu: Evli’, ‘İlişki Durumu: Çocuklu’, ‘İlişki Durumu: Boşanmış’ çekeriz artık” diye espri yapıyorduk. Kanal yöneticileri ve yapımcımız da aynı fikirde olunca ‘İlişki Durumu: Evli’yi çekme kararı aldık.
Dramı ve entrikayı artırarak daha uzun süre de devam edebilirdiniz...
B.O.: Evet, bunu da yapabilirdik fakat seyircimiz bizi gülerek sevdi. İnsanların suratında tebessüm uyandırdık. Bu demek olmuyor ki ‘İlişki Durumu: Evli’de hiçbir zaman dram olmayacak. İnsanları yeri geldiğinde ağlatacağız çünkü bu hayatın ger- çeği. Zaten çok fazla iç karartıcı şey yaşıyoruz, zaten insanlar bizi en çok gülümsedikleri için sevdiler, biz de güldürmeye devam edeceğiz.
‘YEPYENİ BİR HİKÂYEYLE GELİYORUZ’
‘İlişki Durumu: Karışık’ta bir türlü aşklarını yaşayamayan bir çifttiniz. Şimdi evli bir çiftsiniz. Bunun ne gibi farkları var?
B.O.: Duygusal karışıklıkları olan karakterlerimiz bu sene artık duygularından eminler. Evlendiler ve bir beraberlik içinde olmak istiyorlar. Fakat evliliğin getirmiş olduğu çatışmalar muhakkak var. Evlilik çok tatlı, hoş bir şey ama evliliğin devamında hayatta bir sürü çetrefilli yol olacaktır. Seren Şirince: Ayşegül’de çok büyük bir farklılık olmayacak, hep bildiğimiz gibi. Evlendikten sonra Ayşegül gibi birinin oturmasının, kalkmasının deği- şeceğini kimse beklemez. Evlilik hayatlarında yeni bir yol olacak. Yepyeni bir hikâyeyle güldürmeye geliyoruz.
‘YENİ KARAKTERLER EKLENDİ’
Yeni dizide ne gibi değişiklikler var?
S.Ş.: Serenay Aktaş ve Anıl İlter’le birkaç yeni karakterimiz daha eklendi. Onların da işe çok iyi geleceklerini düşü- nüyorum.
B.O.: Senaryoyu Gani Müjde yazıyor ve kendisi komedi dozu çok yüksek bir yazar. Biz çekerken gülüyoruz, seyirci de seyrederken gülecektir. Ayşegül aynı Ayşegül, Can da aynı ama artık sabitlenmiş bir Can var. Biliyorsunuz çok gelgitli bir adamdı. Hayatının merkezine bir kadını koyduğunda şapşallaşabiliyor ve artık hayatının merkezinde Ayşegül var. Birtakım sendelemeler göreceğiz, evlilik zor bir şey çünkü. Ayrıca Can’ın karakteriyle alakalı bazı olaylar da olacak çünkü Can bir stardı.
‘Evlenen kadın kendini daha güvende hisseder’
Can ve Ayşegül oturttuğunuz karakterlerdi ama yeni evli çifti oluştururken nelere dikkat ettiniz?
Seren Şirince: Tabii empati yapmaya çalışıyorum. Kafamda Ayşegül’ü daha rahatlamış düşündüm. Bir türlü olamayan, hep araya bir şeylerin girdiği bir durum vardı. Bir çok şey yaşandı. Artık daha rahatlamış bir Ayşegül var. Kadınlar evlenince kendilerini daha kadın hissediyor. Ayşegül sonunda muradına erdi. Yüzük bende.
Berk Oktay: “Daha güvende hissediyorlar çünkü yüzük bende” diyor Seren. Bu bile gerçek bir his. Erkek için de geçerli tabii ama ilişkinin sonunda evlenen kadın kendini daha güvende hisseder. Doğal hayatın doğal akışına göre davranıp herkesin hayatında olan şeyleri canlandırıyoruz. Can hem oyuncu hem yeni evli ama Can Tekin, Berk Oktay değil. Ben de çok tecrübeli bir adam değilim. Can’ın hayatında bir kadının olması bütün duygularının ve hayatının değişme sebebi olacak.
S.Ş.: Seyircimiz de diziyi rahatlamış bir şekilde izleyecek çünkü daha önce birlikte olacaklar olamadılar ve araya birileri girdi diye onlar da yorulmuştu. Şimdi Can ve Ayşegül evli. Evlilikle bitmez, tabii sorunlar olacaktır. Ben hiç evlenmedim ama evlilik böyle bir şey herhalde.
'BU SEZON OLGUNLUK DÖNEMİMİZ'
Ayşegül karakteriyle farklı bir fenomen yarattınız ve birçok insandaki kadın algısını değiştirdiniz. Bununla ilgili nelere dikkat ettiniz?
Seren Şirince: Aldığım yorumlar beni çok mutlu etti. Duymak istediklerim bunlardı. “Ay canım ekranda çok güzel gözüküyorsun” diye bir yorumdansa ‘Burayı çok doğal oynamışsın’ yorumları beni çok mutlu ediyor. Diziler de hayattan geliyor. Ekrana inandırmayan bir şey koyduğunda gerçek olmuyor. Bizim ilişkimizin bu kadar sevilmesinin en önemli sebebi insanlara gerçek gelmesi. Bizdeki karakterlerin hepsi insanların içinde, özellikle Türkiye’de bol miktarda var.
Komedi yapan kadın oyuncuya ülkemizde az rastlanıyor. Komediye mi devam etmek istiyorsunuz yoksa başka türleri de denemek ister misiniz?
S.Ş.: Dram komediden, komedi dramdan geliyor. İlk işimin komedi olmasını ben de istiyordum. Bir başarı bekliyorduk ama bu beklentimizin üstünde bir başarı olunca çok mutlu oldum. Komedi yaparken mutlu oluyorum. Dram konusunda çekincelerim var. Mesela “Dizi süresi çok uzun olduğu için aklımı üşü- tür müydüm?”, “Çok içinde yaşadığımdan karakter bana iyi gelmez miydi?” gibi...
İlişki durumu seriye bağlanırsa ve mesela 6 sezon Can’ı oynarsanız ne olur?
Berk Oktay: Onu hissettiğim anda keserim. Bütün oyuncuların yapması gereken şey de budur. “Arka Sokaklar’dan ayrılıyorum” dediğim zaman insanlar bana “Deli misin?” demişti. Seyirci bizi seyrettiği, bizim onlara sıkıcı bir şey sunmadığımız sürece işimiz devam etsin.
S.Ş.: Bu sezon bizim olgunluk dönemimiz.
Can karakterinin o çocuksu halleri ve komedi oynamanız pek sizden beklenmiyordu. Bu kararı alırken tereddüt yaşadınız mı?
B.O.: Daha önceki projelerim genellikle dram ağırlıklıydı. Bizde birtakım kalıplaşmış yargılar vardır. Jön adam poz keser ve daha ağır durur. Tabii ki projesine göre böyle olması gerekiyor. İnsanların da benden beklentisi bu yönde bir iş olduğu için bu projede yer aldım. Farklı bir şey yapmak benim için de keyifli oldu. Komedi benden beklenen bir şey değildi ama insanları güldürmek keyifli bir şeydi.
‘ÂŞIK OLMAK APTALLAŞMAKTIR'
Can ve Ayşegül’ün evliliği nasıl bir evlilik olur?
Berk Oktay: Can ve Ayşegül’ün evliliği tam bir delilik. Gerçekten çok zıt 2 karakterler fakat deli gibi seviyorlar birbirlerini. İkisinin beklentileri bir yerde buluşsa da hayata bakış açıları çok farklı. O yüzden ikisinin evliliği delilik diyorum. Zaten evimiz de deliler evi oldu.
Seren Şirince: Bir araya geldiklerinde ikisi de çocuklaşıyor. Aşkın en güzel hali o çocukça halleri. İnsanlar da onu izlemek istiyor.
B.O.: Can dediğiniz adam tıp fakültesi mezunu ve star ama Ayşegül’ün yanında IQ seviyesi sıfırın altına düşüyor.
S.Ş.: Âşık olunca da öyle oluyorsun ya... Âşık olmak aptallaşmaktır. Can ve Ayşegül de aşkın en saf ve en eğlenceli halini yaşıyorlar.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2015.01.02 22:46 justgotserious akp'nin oy kaybetmeme sebepleri

  1. sebep akp ekseni . refah , anavatan , doğruyol ekseninde kurulmuş bir parti. yani içinde hem bülent arınç'ı hem erkan mumcu'yu hem egemen bağış'ı hem dengir mir mehmet fırat'ı barındıran bir oluşumdan bahsediyoruz. hem kürt müslümanlar hem yozgatlı müslümanlar hem şehirli müslümanların partisi ak parti. müslümandan kasıtı anladınız siz işte. sağ görüşlü, muhafazakar. bu oy oranları değişmez zaten. 90 seçimlerinde bu saydığım 3 partiyi toplayın 50'ye yakın çıkar. 2000 seçimlerinde toplayın yine aynıdır. bu 3 partinin de misyonu, anti chp olmasıdır. tek partiye isyan halinde çıkan demokrat parti'nin devamıdır doğruyol, anavatan... refah partisi dersen muhafazakarları yıllarca kandıran '' egemen bağış'' zihniyetine tepki olarak çıkmış ve 28 şubattan önce 100 de 20 lere çıkarmıştır oyunu. akp, bu üç partiyi de ihtiva eden bir partidir. ecevit dönemi bankalar hortumlandığında ecevit seçmeni ne yaptı? oyunu vermedi dsp'ye. gidip chp'ye verdiler. yani alternatif vardı. olmasaydı yine dsp'ye vereceklerdi. dsp'ye oy veren alevi bıyıklı rakıcı bi abimiz oyunu gidip, tansu çiller'e vermez. çok azdır bunun oranı.
  2. sebep alternatifsizlik . alternatif olmayışı. ''alternatif ney aq?'' diyorsunuz haklı olarak. sağ parti alternatifi diyorum. bbp ve mhp ile gelmeyin. kürt dincilerinden de oy alabilecek, liberal filan takılan bir partiden bahsediyorum burda. mhp ile akp yi kıyaslamak, işçi partisi ile ödp yi kıyaslamak gibi bir şey. sol diyip geçmeyeceksin yani. süleyman soylu ile numan kurtulmuş'u boşuna mı aldı akp içine? azıcık sivrilen, sivrilmeye yakın biri oldu mu akp içine alıyor onu zaten. bakanlık veriyor. onlar da dünden razı. 100 de 50 oy alan partiye karşı 100 de 3 lük oy aldığından mütevellit savaşa girmiyor. yani akp'ye oy veren seçmenin büyük çoğunluğu da yolsuzluğu hırsızlığı biliyor. 2006 öncesi durumlardan memnun olup, şimdi memnun olmayanlar var. oylarını veriyorlar zira alternatif yok. ''alnı secde'' görmüş biri yok. iç anadolu'da silip süpürülen mhp de bundan kaybediyor zaten. kürt açılımına rağmen. neden akdeniz ve ege'de güçlendi mhp, iç anadolu'da kaybediyor? zira mhp ulusallaştı. oktay vural ile muharrem ince arasındaki fark inceldi.
  3. sebep medya gücü . medya gücü. bu medya gücü deyip geçme. cem uzan 100 de 7 almıştı güzel reklam ve tek kanal ile. bakın tek kanal 4 aylık süreç. genç parti, hamaset dolu söylemler filan. bu arada mazot 1 lira olabilirdi o sıra. 2 lira filandı genç parti bunu derken. 1 liraya indirebilirdi kesinlikle. neyse ama hamaset dolu söylemlerle '' açın türkiye'nin önünü türkiye geliyor'' gibi içi boş söylemler. biz ''allah'ı olan insanlarız'' gibi gibi... çatık öfkeli bakışlar, beyaz gömlekle çıkılan mitingler ( güvenilir temiz imajı hatta hatırlarsanız 17 aralık sonrası mitinglerde erdoğan beyaz gömleke dönmüştü kareli ceket gömleklerden) akp'nin öyle bir medya gücü bulunmakta ki, sabah, atv, a haber, 24, beyaz tv, ıvır, zırıv... ın dışında ntv, star gibi kanalları da kendine biat ettirmiş durumda. şahenk büyüyor, koç'a yaklaşıyor bir tane çivi üretmeden hem de. ar ge si yok, boku yok püsürü yok. kanal, banka, otomotiv, yeme, içme... koç da mal mal makina üretsin arge kassın. en olmadı kafasına biranda binip 2 milyar dolar ceza keserler. çok az televizyon izlerim, abartmıyorum son 2 ayda filan kılıçdaroğlu'nun yüzünü görmedim. cidden abartmıyorum. hani diyorsunuz ya etkili muhalefet diye. bütçe konuşmaları filan vardı mecliste adamı bir o sıra gördüm o da meclis tiviyi mi ne izliyordum galiba ondan. kılıçdaroğlu'nu gördüğünüz zamanları aklınıza getirin, ya ahmet davutoğlu bir cevap veriyordur ya bir gaf yapmıştır, ya sendelemiştir ya bir vatandaş tepki göstermiştir.... ak parti 16. olağan kongresi filan oluyor 1 saat canlı yayın izliyoruz.... bakın medya gücü öyle bir güçtür ki her gün camfrog sönmez olarak beni tüm kanallar 1 saat göstersin, hiç bir şey demeyeyim bom boş konuşayım siyasetçiler gibi 100 de 10 barajını geçerim. '' benim ata dedelerim bile şerefli memur, ben karadeniz çocuğuyum, allah... kitap.... namaz... osmanlı...'' der 1 sene içinde 100 de 10 u geçerim. çok basit. bunu da böyle '' bilinçaltı kozmik bilmem neler'' olarak algılamayın. medyada çok gözüken, güçlüdür zira halka göre. doğrudur. bu sadece ''kro'' saydığınız akp seçmenine özgü bir durum değil, dsp'nin başkanı kim kaçınız biliyor mesela? dsp 100 de 1 alacak kadar kötü bir parti mi? dsp ile chp arasında ne farklar vardır ki biri 100 de 30 alıyor biri 1 alıyor? aydemir güler istanbul büyükşehir adaylığını açıkladığı zaman 1 saat enver aysever'e çıkmıştı herkes '' adama bak ne güzel konuşyuor'' demişti. ne oldu? arabadan soğan aldı. doğru konuşmakla filan ilgili değil bu durum. takım tutmak gibi. aydemir güler, sarıgül'den de, topbaş'tan da daha bilgili bir adam daha doğru konuşan bir adam. ( özellikle işin içine belediye gibi, dinin diyanetin hiç önemli olmadığı bir konu girerse) ama % 0.1 oy alıyor.
  4. sebep. yapılan icraatler. oyu veren kesim için gözle gözüken icraatler yapmak önemlidir. mesela anayasayı değiştirip daha despot bir anayasa yapman bir oy kaybına yol açmaz. yeter ki 4 şeritli yol yap. hızlı tren yapıyoruz de 120 dakkalık yolu 80 dakkaya indir. avrupalı'nın 40 dakkaya gidebilmesi önemli değil. 120 dakka idi ve onu akp 80 dakkaya indirdi. bitti. çok basit. karadeniz'de yol yoktu bu adamlardan önce şimdi her yer tünel otoban oldu. karadenizli oyunu seve seve bu adama verecek. çalıyor ama çalışıyor diyecek pek tabi. karadenizli için o paraların satılma ile özelleştirme ile, limak'a bilmem laz müteahhitlere peşkeş çekilmesi ile alakası yok. umrunda değil. o lafa değil icraate bakar . bir sürü özel hastane yapıldı. hayatı boyunca hiç oralara gidemeyecek adamlar için önemli değil o. bak hastane yapıldı der. oraya bina dikilmesi çok önemlidir o adam için. bir de medyada sağlık reformu de, sırada ölümler vardı önceden de... gazı ver. şimdi randevu alamıyor hastalar mesela ama önemli değil. yani gelişme yok değil var ama medya gücü ile acaip gelişme varmış gibi gösteriliyor. ilk 10 ekonomi hamaseti gibi. çilek, patates satarak ilk 10 ekonomiye girecekmişiz. ihrac edilen malın kilogram başına dolar hesabı var. bizde 2 dolar filan. yani 3, 4 lira. patates işte. ilk 10 ekonomiye bütün mezopotamya toprakları bizde olsa yine giremeyiz. çin kadar toprağımız olsa yine güney kore bizi geçer zira bir samsung telefon kilogram başına 10000 dolar ederken sen 2 dolar kazanıyorsun gibi düşün. ( çok basit anlattım ekonomiyi de buraya sokup iyice uzatmayayım yazıyı)
  5. sebep vizyonlu olduğuna inandırma . tayyip erdoğan gibi ekonomiden zerre anlamayan bir adamın ''faizleri düşürün'' baskıları olmasına rağmen '' faiz lobisi'' yalanları, gezi olmasaydı uzay mekiği yapacaktık beyanları ki zaytung haberi değil... hedef 2023 sloganları... yani 2023 yılında ülkenin çok güçleneceğini düşünen çok adam var. bu onların suçu değil. medya yalanları, kendine uzman diyenlerin '' yerli tivi araba yapıyoruz'' palavraları... şöyle düşünün ilk uyduyu attık palavraları... çin'e para verdin adamlar yaptı sen de fırlattın mesela ama bunu halka anlatamazsın. '' madem o kadar basit ecevit fırlatsaydı'' der. tarımın ve hayvancılığın amına koyduğun için etin kilosu 50 liraya çıkmış (biftek filan) bunu da '' ibne pınar, maret toptancılar'' yükseltiyorlar diye göster. tayyip çıkıp, güya açıklama yapıyordu... halkın adamı ya. '' bu toptancıları uçurucaz, asıcaz, kesicez'' diyordu. ne oldu mesela o iş? bir şey olmadı pek tabi ki? yalan burda da devreye girdi. istanbul, dünya başkenti sloganları... istanbul, yeşil başkent, kültür başkenti ... evet ciddi ciddi kültür ve yeşil diyorlar. gülmeyin yani. durum bu. istanbul'u biz biliyoruz. akp'li biri ise'' bak dünya başkenti diyor, yeşil başkenti diyor sahil yolu hep yeşil aq demekki'' diyor.
  6. sebep devamlı eskiyi hatırlatarak korku yaratmak . mesela 90 doğumlu akp'liler var. sağda solda trollük yapıyor. bu ibnelere sorun ne ecevit dönemi hatırlarlar ne başka bir şey ama onlar bile '' vizyon, ekonomik kriz'' gibi laflarla inandırılıyor. o miras tükenince bu sefer chp 40 yılları, camiler ahır yapıldı ... dikkat edin tayyip bunu gidip izmir'de anlatmıyor. bayburt mitingi nde anlatıyor. ismet inönü zamanı ahırlardan samanla beslenirmiş insanlar filan. hiç ikinci dünya savaşı stok mtok anlatsan olmaz. yokluk yılları o yıllar. chp demek yokluk demek bir çok anadolulu için.
  7. sebep hayali düşmanlar yaratmak. bu zaman zaman anayasa mahkemesi olur, zaman zaman paralel devlet olur zaman zaman bir gazete olur, bazen bir ali ismail olur, bazen berkin , bazen gezi olur bazen dhkp c , bazen almanlar , ingilizler... 12 yıllık dönemde hep bir düşman var ve bu düşman çok kötü bir şey. yani tüm gücünü pisliğini akp'yi yıkmak için kullanan, türkiye'nin kötülüğünü isteyen pis bir şey bu düşman. israil ile tonla ticari anlaşma yap önemli değil ona posta koyman yeter. iran'a yakınlaşmaya çalış, onla da aran bozuk olsun önemli değil. türkiye üçüncü kutup yalanını sıkarsın. en başarısız olunan konu dış politika ki fail olmadığımız alan yok. ama sorun bugün türkiye büyüyor ve güçleniyor dolaysı ile bizi çekemiyorlar.... türk kızı sendromu işte. bu tarz benimdeki karılar gibi. hep onları düşünüyoruz biz hep onları çekemiyoruz... bir bıraksak uzaya,fezaya çıkacaklar... bu pis güç yeri geldiğinde abdullah gül bile olabilir. farketmez. reyis dışında ona karşı çıkan bilal bile olabilir yeri gelirse. pek tabi işler böyle gitmeyecek hep. daha bunun 3 milyon suriyeliyi getirip, onların ülke ekonomisine olacak zararları var. daha bunun doların doğal yükselişi var. daha bunun rusya'dan gelen sıcak paranın azalması ile olacak sonuçları var... 2023 de ne olacağız allah kerim. özellikle rusya krize girerse, ordaki inşaat sektörünün patlaması, oradan gelecek sıcak paranın azalması ya da bitmesi ile oluşacak çatlaklar. bunları aşabilecek tek şey üretim ekonomisi iken bunun ''e''sinin olmaması. bakalım nasıl gidecek bu işler zira ekonomiden azıcık anlayan birilerinin türkiye krizinin çıkmamasının imkansız olduğunu biliyor ama yılı ne olacak? faizi azaltıp insanlar paralarını senin laz müteahhitlerinin evlerine yatırsınlar da çark dönsün diyorsun tayyip başgan ama o işler hep böyle gitmeyecek. doların doğal yükselişi ve rusya krizi ile gelecek şeyleri düşünemiyorum bile.
submitted by justgotserious to Turkey [link] [comments]